Terapi sürecine giren birçok kişi şunu fark eder: Bir şeyler değişmeye başladığında, kendini daha iyi değil; daha huzursuz hisseder. Bu şaşırtıcı değildir. Çünkü değişim, yalnızca yeni bir davranış öğrenmek değil; aynı zamanda alışılmış baş etme yollarını bırakmak anlamına gelir. Zihin tanıdık olana yönelir. Tanıdık olan her zaman sağlıklı değildir; ama öngörülebilirdir. Bu nedenle kişi, yeni ve daha işlevsel bir yolu denemeye başladığında içsel bir rahatsızlık yaşaması çok doğaldır.
Terapi sürecinde sıkça şu düşünceler ortaya çıkar:
- “Eskiden böyle hissetmiyordum.”
- “Galiba daha kötü oldum.”
- “Yanlış bir şey mi yapıyorum?”
Bu düşünceler çoğu zaman bir gerilemeye değil, değişimin başladığına işaret eder. Çünkü değişim; sınır koymayı, hayır demeyi, duygularla daha doğrudan temas etmeyi ve otomatik tepkileri fark edip dönüştürmeyi gerektirir. Bunların hiçbiri konforlu değildir. Terapi sürecindeki rahatsızlık, başarısızlık göstergesi değildir. Aksine, kişinin uzun süredir sürdürdüğü kalıpların çözülmeye başladığını gösterir. Önemli olan bu rahatsızlığın geçici olduğunu bilmek ve süreci yarıda bırakmamaktır. Kalıcı değişim, genellikle iyi hissetmeyle değil; daha farkında ve daha dengeli hissetmeyle başlar. Rahatsızlık, değişimin düşmanı değil; çoğu zaman onun ilk işaretidir.







