Ergenlik Dönemi

Ergenlik, çoğu zaman “zor bir dönem” olarak etiketlenir. Oysa Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) perspektifinden bakıldığında ergenlik, bir bozulma değil; zihnin yeniden yapılanma sürecidir. Bu dönemde ergen, sadece bedensel olarak değil, düşünsel ve duygusal olarak da bambaşka bir mimariye geçiş yapar. Beynin duygu merkezleri oldukça aktifken; mantık, planlama ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgeler henüz olgunlaşmamıştır. Bu nedenle ergenin yaşadığı duygu dalgalanmaları, ani tepkiler ve keskin iniş çıkışlar bir “kişilik sorunu” değil; gelişimsel bir gerçeğin doğal sonucudur.

BDT’ye göre insanı zorlayan şey yaşanan olaylar değil, o olaylara zihnin verdiği anlamdır. Ergenlikte tam da bu anlamlandırma sistemi değişir. Ergen, yaşadığı her deneyimi yalnızca bir olay olarak değil, kendisiyle ilgili bir mesaj olarak algılamaya başlar. Düşük bir not, yalnızca akademik bir sonuç değildir; “yetersizim” düşüncesine dönüşebilir. Bir arkadaşın mesaj atmaması, basit bir iletişim kopukluğu olmaktan çıkar; “sevilmiyorum” inancına bağlanabilir. Bu noktada zihinde otomatik düşünceler hızlanır, sertleşir ve çoğu zaman sorgulanmadan kabul edilir. Ergen, düşünce ile gerçeği ayırt etmekte zorlanır; çünkü hissettiği şey ona fazlasıyla gerçek gelir ve duyguları oldukça yoğundur.

Bu süreçte yetişkinlerin sıkça söylediği “abartıyorsun” cümlesi, ergenin dünyasında beklenenden çok daha derin bir iz bırakır. Çünkü ergen için mesele olayın büyüklüğü değil; o olayın, ergenin kişiliği hakkında ne söylediğidir. BDT açısından bakıldığında, ergenin yaşadığı duygu geçersiz değildir; fakat o duyguyu besleyen düşünce çoğu zaman çarpıtılmıştır. Zihin okuma, felaketleştirme, ya hep ya hiç düşünme gibi bilişsel çarpıtmalar bu dönemde oldukça yaygındır ve fark edilmedikçe ergenin iç dünyasında güçlü bir baskı yaratır.

Bilişsel Davranışçı Terapi ergeni düzeltmeye ya da susturmaya çalışmaz. Onu düşünce, duygu ve davranış arasındaki ilişkiyi fark etmeye davet eder. “Aklından ne geçti?”, “Buna dair elindeki kanıt ne?”, “Başka nasıl düşünebilirdin?” gibi sorularla ergenin zihnini yavaşlatır ve otomatikleşmiş iç sesi görünür hâle getirir. Bu süreçte ergen, ilk kez şunu deneyimler: Aklına gelen her düşünce gerçek değildir; hissettiği her duygu kalıcı olmak zorunda değildir; kendisi, zihninden geçenlerden çok daha büyüktür.

Ergenlik, bireyin kendi iç sesiyle tanıştığı bir dönemdir. Bu ses bazen sert, bazen acımasız, bazen de fazlasıyla eleştirel olabilir. Eğer bu ses fark edilmez ve dönüştürülmezse, ergenlik geçse bile o iç diyalog yetişkinlikte de varlığını sürdürür. BDT’nin en kıymetli katkılarından biri, bu iç sesi daha gerçekçi, daha esnek ve daha şefkatli hâle getirmeye alan açmasıdır. Çünkü değişim, nasihatle değil; farkındalıkla başlar.

Özetle; ergenlik, baş edilmesi gereken bir kriz değil; eşlik edilmesi gereken bir gelişim sürecidir. Bu dönemde ergenlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey daha fazla kural, daha fazla eleştiri ya da daha fazla öğüt değil; anlaşılmak, görülmek ve zihninde olup bitenleri birlikte anlamlandırabilmektir. Ergenlik geçer, fakat bu dönemde kurulan düşünce kalıpları ve iç ses, çoğu zaman bir ömür boyu kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin temelini oluşturur. Bu yüzden ergenliğe bakışımız, yalnızca bugünü değil, ergenin yarın kendine nasıl davranacağını da belirler.

Psikolog

Fatma Ceyda Ünal

Fatma Ceyda Ünal, 2018 yılında Kilim Sosyal Bilimler Lisesinden, 2022 yılında Nuh Naci Yazgan Üniversitesi, Psikoloji Bölümünden yüksek onur öğrencisi ve bölüm ikincisi olarak mezun olmuştur. Üniversite yılları boyunca akademik başarısını sosyal, kültürel ve bilimsel faaliyetlerle bütünleştirmiş; psikolojiyi yalnızca teorik değil, yaşayan ve temas eden bir alan olarak ele almıştır.

İlgili İçerikler

Blog

Modern Çağın Görünmez Gölgesi: Kaygı Bozukluğu ile Yaşamak

Blog

Ruhun Mimari Yapısı: Kişilik Örgütlenmesi ve Savunma Kalkanlarımız

Blog, Sıkça Sorulanlar

Neden sağlıklı bir ilişki bizim için önemlidir?

Blog

Bir Çocuğu Anlamanın En Doğal Yolu: OYUN

Blog

Oyun Sadece Oyun Değildir

Blog

Oyun Terapisi Ne Zaman Gereklidir?