Sosyal anksiyete bozukluğu, olumsuz değerlendirilme eleştirilme, küçük düşme, yetersiz görülme, rezil olma ihtimali olan sosyal durumlarda aşırı düzeyde kaygı yaşanması durumudur. Bu kaygı “heyecanlanma” düzeyinde değildir. “Çekingenlik”, “utangaçlık” ya da “özgüven eksikliği” ile etiketlenir fakat bu kaygı oldukça yoğundur ve bazen bedeni kilitleyen, bazen zihni susturan, bazen de insanı hayattan geri çeken bir şiddete ulaşabilir.Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) açısından sosyal anksiyete bozukluğu, öğrenilmiş ve sürdürülen bir bilişsel–davranışsal örüntüdür. Kişi için asıl tehdit, sosyal ortamın kendisi değil; o ortamda zihinde beliren otomatik düşünceler ve bu düşüncelerin yarattığı anlamdır.
Sosyal anksiyetede zihinde hızlı ve otomatik biçimde beliren düşünceler vardır: “Herkes beni izliyor.” “Yanlış bir şey söylersem rezil olurum.” “Kaygım fark edilirse zayıf görünürüm.” Bu düşünceler gerçeklikten çok, olasılığa dayanır. Ancak beyin bu olasılıkları kesinlik gibi algılar. Zihin bir tehdidi algıladığında beden, savaş–kaç sistemini devreye sokar: çarpıntı, terleme, titreme, kızarma, nefes darlığı gibi fiziksel belirtiler de ortaya çıkabilir. Burada önemli bir bilimsel nokta vardır: Beden, sosyal değerlendirilme ihtimalini fiziksel bir tehlike gibi algılar. Yani yaşanan belirtiler, “zayıflık” değil, sinir sisteminin doğal bir tepkisidir. Kişi bu yoğun kaygıyı azaltmak için: sosyal ortamlardan kaçınır, konuşmamayı seçer, göz teması kurmaz, hata yapmamak için aşırı kontrol davranışları sergiler… Bu davranışlar kısa vadede rahatlatıcıdır ancak BDT’ye göre kaçınma, sosyal anksiyetenin güçlü sürdürücüsüdür. Çünkü beyne şu mesajı verir: “Bu durum gerçekten tehlikeliydi. İyi ki kaçtık.”
BDT, sosyal anksiyeteyi döngüsel bir yapı olarak tanımlar: Sosyal durum → Olumsuz otomatik düşünce → Kaygı → Kaçınma → Geçici rahatlama → Anksiyetenin güçlenmesi. Bu döngü kırılmadıkça sosyal anksiyete kendini tekrar eder. BDT’ye göre sosyal anksiyetenin temelinde şu bilişsel çarpıtmalar sık görülür: zihin okuma, felaketleştirme, aşırı genelleme ve kendini aşırı odak noktası sanma (spotlight effect). Terapide amacımız, bu düşüncelerin doğru olup olmadığını tartışmak değil, bu düşüncelerin ne kadar işlevsel olduklarını sorgulamaktır.
Sosyal anksiyete, kişinin kim olduğunu değil; zihninin sosyal durumları nasıl yorumladığını gösterir. BDT’nin en güçlü mesajı şudur: “Öğrenilmiş bir korku, yeniden öğrenilebilir.” Sosyal anksiyete; anlaşılabilir, açıklanabilir ve bilimsel yöntemlerle değiştirilebilir bir süreçtir. Bu nedenle sosyal anksiyete yaşayan bireyler “yetersiz” değil; yüksek tehdit algısıyla çalışan bir sinir sistemine sahip bireylerdir ve bu sistem, doğru müdahaleyle yeniden dengelenebilir.







